Motor da Anlayış da Sıfır Ayarında!
ℹ️Yazıda dipnot sayılarının üzerine tıklarsanız açıklamaları okuyabilirsiniz.ℹ️
Sabah saatlerinde, kızımın okulu önünde, hayat bana "ilginç" bir ders verdi. (Yazıyı sonuna kadar okumanızı istirham ediyorum.)
Kızımı okuluna bırakmak için oradaydım, dik bir rampanın sonunda, daha fazla gidilebilecek bir yerin olmadığı tam okul kapısının önünde. Sabah saatlerinde okul önlerinin ne denli hareketli olduğunu herkes bilir: ebeveyn araçları, servis minibüsleri ve bu araçlardan inen ilkokul öğrencileri... Okulun girişinin önü hem çok dar hem de oldukça eğimli; öyle ki yavaşça manevra yapmak için uygun değil.[dn]Böyle bir yere neden okul inşa edilir, bu da ayrı bir husus...[/dn] İşte böyle bir ortamda, arkamdan gelen diğer araçlara engel olmamak ve okul önünü tıkamamak ayrıca kızımı güvenle indirebilmek için aracımı rampanın en eğimli noktasında boş olan sol tarafa doğru yanaştırıp durdurdum. İşte o anda kızım araçtan inerken hemen sol yanımda bir şey kayıverdi.
Hemen arkamdan gelen heybetli bir motosiklet solumda (üzerinde kasklı bir kadın ve kasksız iki çocuk) hafif çakıllı eğimli yolun azizliğine uğradı. Kaymaya müsait o eğimli yolda 3 kişiyi taşıyan o ağır motosikletle, aniden durmaya çalışmak zaten yerçekimine meydan okumaktır; devrilmemesi mucize olurdu.
Yardım içgüdüsü denen şey işte tam o anda devreye giriyor. Düşünmüyorsunuz, hesaplamıyorsunuz; sadece koşuyorsunuz. Hemen araçtan indim, belki yardımlık bir durum olmadığını düşündüklerinden olsa gerek benden başka yardıma gelen de olmadı.
Motosikletteki iki çocuk da ayaktaydı. Büyük olan sakin şekilde annesine bakıyor, küçük olan ise elindeki okul çantasıyla ağlıyordu. "Bir yeri incinmiş olmalı", dedim kendi kendime. Eğildim, iki çocuk babası biri olarak "Oğlum, iyi misin? Bir yerin ağrıyor mu?" diye sordum. Çocuk pek oralı olmadı, sadece elinde tuttuğu hafif benzin kokan çantasına baktı ve ağlamaklı bir şekilde "Anneeee... Yepyeni çantam kötü olduuuu..." dedi. Durdum ve şöyle hızlıca ağlayan çocuğu inceledim; bir darbe belirtisi veya yüzünde acı ifadesi yoktu. Bazen bir çocuğu ağlatan şey yeni bir çanta gibi basit bir nesne olabilir.
Sonra dönüp kadına baktım, aslında beklediğim sahne şuydu: Anne koşacak, çocuklarını kucaklayacak, "İyisiniz değil mi?" diye soracak. Ama sahne bambaşkaydı. Kadın elinde beziyle motosikletinin yanındaydı. Ve o bezle, dikkatle ve özenle, motorun zeminle temas eden tozlu ve benzinli yerlerini siliyordu. Çocuklar orada ayakta duruyor ama motor siliniyordu. Bu yazdıklarımla kadın sanki çocuklarını ihmal ediyormuş gibi bir resim çizmeye çalışmıyorum, sadece gördüklerimi ve düşüncelerimi aktarmaya gayret ediyorum. Nihayetinde ortada bir kaza veya yaralanma yoktu, bu nedenle kadına çocuklarıyla igilenmedi ithamında bulunup haksızlık edemem, ama yine de manzara bana ilginç geldi. Bana göre eğimli arazide kadın tedbiren bana çarpmamak için o heybetli motosikleti, üzerindeki iki çocukla tam kontrol edemedi ve dengesini kaybetti. Kendisine ve çocuklarına zarar gelmediğinden emin olsa gerek motosikle ilgileniyordu.
Doğal olarak kadına yardım ettim ve birlikte o ağır motosikleti doğrulttuk. Motosikleti kaldırırken sağ gidonun sürtmesi nedeniyle sağ bileğimde bir çizik açıldığında motosikletin ne kadar ağır olduğunu fark ettim. Neyse, kadına döndüm: "Yardıma ihtiyacınız var mı?" diye birkaç kez sordum ancak konuşmak yerine o sadece kafasını "hayır" anlamında sağa sola çevirdi.
O sırada annesini izleyen ve oldukça sakin olan büyük çocuk çıkageldi. Beni ima ederek "Anne bence babamı ara, gelsin, bu kişi yüzünden düştük." dedi. Doğrusu bu anlayışsızlığa şaşırdım ama ergen bile olmayan küçük bir çocukla oturup tartışacak değildim.
Kadın başını kaldırdı, çocuğuna baktı, kısa ve net bir şekilde ona "Bir sorun yok, babanı aramaya gerek yok." deyip motoru silmeye devam etti. Benim de görebildiğim kadarıyla, sertçe devrilmediği için motorunda darbe veya çizik oluşmamıştı, sadece tozlanmıştı.
Sonra, iki çocukla o ağır motosikletin devrilmesini şu sözüyle bana mal etti: "Aynanıza baksaydınız, bunlar yaşanmazdı!". "Aynama bakmadığımı nereden biliyorsunuz!" diye yanıt verdim ama beni duyduğunu sanmıyorum.
Tüm trafik kurallarına hassasiyetle harfiyen uyan, arka koltukta oturan çocuklarıma bile her seferinde emniyet kemerini taktıran biri olarak, bu ithamı kabul etmesem de söylediği sözü kadının o anki ruh haline yordum. İçimden geçen ğaliz cümleleri susturdum. Kibarlığı sürdürerek "Yapabileceğim bir şey varsa lütfen söyleyin." dedim.
Kadın yine oralı olmayınca arabama döndüm ve işime gitmek üzere yola koyuldum. Araç yavaşça hareket ederken gözüm dikiz aynasına takıldı. Kadın hâlâ olduğu yerde, elindeki bezle kaportayı parlatıyordu...
Sıcağı sıcağına yazdığım bu yazıyı kaleme aldıktan yaklaşık 1 saat kadar sonra ilkokul 1. sınıf öğrencisi kızımı 12.15'te öğle yemeği için okulundan almaya gideceğim. Olaya kısmen şahit olduğu için kuvvetle muhtemel bana neler olup bittiğini soracak. Ona, "Kızım, bazen iyilik yaparsın, denize atarsın, balık bilmezse Hâlik bilir". Bu memlekette kibarlık ne yazık ki zayıflık ve aptallık göstergesi olarak algılanır." desem beni anlar mı bilemiyorum.
Kadının motosikletteki benzini ve tozu silmeye yönelik tedirginliğinin sanırım nedeni, motoru doğrulturken kadının kendi kendine mırıldanırken duyduğum o fısıltısında gizliydi: "MOTORU DA YENİ ALMIŞTI..."
❗Ekleme (28.03.2026 - 13:30)
Yukarıdakileri yazdıktan bir süre sonra (aynı gün) öğle arası kızımı okuldan aldığımda telefonum çaldı, motosikletini düşüren kadının eşi (kocası) saatler sonra görev yaptığım okulun güvenlik görevlisine ulaşmış ve benim telefon numaramı istemiş; doğal olarak güvenlik görevlisi telefon numaramı vermek istememiş. Ben kendisine numaramı verebileceğini söyleyip kızımı tekrar okula götürmek üzere yola çıktım. Kızımın okuluna 13.10 gibi vardığımda malum motosikleti o eğimli yoldan inerken gördüm, ama bu sefer eşi (kocası) kullanıyordu. Motosikleti durdurdum ve yaşanılan olayı ayak üstü kibar şekilde konuştuk. Konuşmada gayet temiz, yeni ve bakımlı motorunu (2024 model Yamaha X-Max imiş) bana tanıttı. Keyifli sohbeti ayak üstü sürdürmek yerine kendisini görev yaptığım okula davet ettim. O benden önce görev yaptığım okula varmıştı bile. Görev yaptığım okula vardığımda okulumuzun iki güvenlik görevlisi (ki biri şahsın liseden sınıf arkadaşıymış) ile otoparkta motosiklet muhabbeti yapıyorlardı.
Bize motosikletini yatırım amaçlı aldığını, arada al-sat işi yaptığını, motosikletini depoya kaldıracağını ve değerlenince satacağını belirtti. Kendisine benim de motosiklet alma arefesinde olduğumu, ama motosikletin ağırlığını ve heybetini görünce biraz fikrimin değiştiğini söyleyince bir bayi gibi motosikletin A'dan Z'ye herşeyini anlattı. Hatta motosikleti ~350.000₺'ye satın aldığını söyledi. Konuşma anında şahsa olayda fark ettiğim ama anlam veremediğim bir detayı sordum: "Küçük çocuğun çantasına üzüldüğü için ağlıyordu ve çanta benzin kokuyordu. Motosiklet öyle şiddetli şekilde devrilmedi, yavaşca yana düştü, çantaya nasıl benzin dökülmüş anlayamadım...". Bana aynen şöyle yanıt verdi: "Hocam her işte bir hayr var, hanım motoru devirince benzin deposunun kapağının kapalı olmadığını fark ettik, en son benzin aldığımız yerde pompacı arkadaş kapağı kapatmamış...".
Yaklaşık 20dk süren hakikaten hoş motosiklet muhabbeti esnasında telefonum çaldı, vize (arasınav) sınavları vardı ve sınavda gözetmenlik yapmak için çıkmam gerekiyordu. Bu hususu belirterek şunları söyledim:
"Muhabbet güzel ama sınava gitmem lazım. Hakikaten motosikletin çok güzel, nazar değmesin, param olsa böyle bir motosiklet satın almak isterim. Ayrıca incelediğimiz kadarıyla motosikletinde herhangi bir hasar, tırnak ucu kadar bir çizik dışında bir çizik, kırık, satışa çıkardığında değerini düşürebilecek zerre olumsuz bir husus görünmüyor. Yani canını sıkacak bir sorun yok, şanslısın."
Bana "Hocam, istersen 400.000₺'ye sana vereyim motoru." deyince ben "öyle hemen satın alamam, dur bakalım." dedim. Bunun üzerine bana "Bak Hocam, ben takıntılı adamım, küçücük bir çizik bile olsa ben çiziğin yer aldığı o parçayı değiştiririm, bu şekilde satamam, ki yaklaşık bu parça ~60.000₺ - 70.000₺ tutar, sen şimdi bu masrafı karşılamayacak mısın?" deyince "Yapman gerekeni yap, gerekli prosedür ne ise işlesin." yanıtını verdim. Akabinde şunları söyledim:
"Bu olayın nedenini bana bağlayıp benden para bekliyorsan yapılması gerekenler belli, müracaatını ilgili kurumlara yaparsın, prosedür ne ise işler, kaskom bahsettiğin çiziği karşılarsa karşılar ama ortada bir kaza, yaralanma ve maddi bir hasar yok. Üstelik insanlık yapıp eşine yardım etmek için yanında durup 'Hanımefendi, yapabileceğim birşey var mı'? diye defarlaca sormama hatta büyük oğlu 'Anne istersen babamı ara' demesine rağmen, artık kadıncağzı motosiklet hususunda nasıl korkuttuysan 'Bir sorun yok, babanı aramaya gerek yok.' deyip elindeki beziyle motorun benzinli yerlerini ve tozunu silmeye devam etti. Kısacası olmayan bir masraf için benden para talep ediyorsun. ..."
Diyaloglarımıza şahit olan güvenlik görevlimizden biri şahsa hiddetlendi ve "Dalga mı geçiyorsun kardeşim, motorunda zerre sorun yok, ayıptır, bunun için para mı istenir, konu kaskoya gitse bile hiçbir bilirkişi bu hasar için ödeme yapılmasına yönelik rapor tutmaz." deyince ona sakin olmasını, ortada bir vukuat olmadığını, yapılacak bir şey varsa öyle lafla değil resmi yolla hallolabileceğini belirtim. Bunun üzerine şahıs "Siz bilirsiniz, ben gidip okulun güvenlik kamera kayıtlarına bakacağım" deyip motosikletine binip okulumuzdan ayrıldı. Herhangi bir tatsız konuşma, itham, kavga veya çirkin söz sarf edilmedi. Gayet hoş bir sohbet gerçekleştirdik. Olaydan yaklaşık 4 saat sonra yaptığımız konuşmada motosikletindeki yarım santimlik çizik[dn]Ki bu çiziğin de daha önceden olup olmadığı muamma. Ayrıca dikkatimi çeken şu hususu da unutmadan belirtmem gerek. Kendisi küçücük bir çizik olsa bile (takıntılı bir yapıya olmasından ötürü) o parçanın değişmesi gerektiğini söylemesine rağmen aracın muhtelif yerlerinde daha önce gerçekleştiğini söylediği "bana göre önemsiz" ama ona göre önemli başka sürtme izleri de vardı...[/dn] parçanın değişim bedelini talep etmesi dışında kaza, yaralanma vb. birşey konuşulmadı.
Aradan biraz vakit geçince güvenlik görevlimiz beni arayarak şunları söyledi: "Hocam, bu şahıs beni yine aradı, olayın yaşandığı okula gidip görüntü kayıtlarını izlemiş, motosikletin sizden dolayı düştüğünü söyledi. Ayrıca bana 'Hoca boşuna kaskosunu deldirmesin, çiziğin olduğu parçanın orijinal sıfır fiyatı neyse bunu öderse sorun kalmaz.' dedi". Ben de bunun üzerine "Adam bu açıklamasıyla niyetini belli etmiş oldu; şahsi fikrim yaşanan olayı fırsat bilerek benden para almaya çalıştı ama senin bu olayla bir ilgin yok, zırt pırt seni arayıp durmasın, bir daha seni ararsa muhatap olma, söyle beni arasın." dedim. Bunun üzerine güvenlik görevlimiz, içine doğmuş gibi, bana "Hocam, bu adam sizden sırf para alabilmek için gider darp raporu biler alır, aman dikkat et! Belli ki derdi başka!" şeklinde bir uyarıda da bulundu. Nitekim olay saatler sonra akıl almaz bir şikayetle karakola taşındı!
Bu olan bitenden birkaç saat sonra (16.20'de) Karakol'dan arandım. Karakoldaki polis arkadaş, "Yaralamalı bir kazaya neden olmanız gerekçesiyle hakkınızda şikayet var, karakola gelmeniz gerekmektedir." açıklamasını yaptı. Bunun üzerine karakola gittim, karakolda motosikleti düşüren kadını göremedim, kadının kocası ve iki çocuğu oradaydı.
Her neyse, karşımda oturan şahsa şöyle söyledim: "Yaralama öyle mi! Mesajını aldım ve bence niyetini aşikar ettin, bir kamu çalışanısın ve sana hiç yakışmadı. Yazık ki şu iki küçük çocuğuna çok kötü örnek oldun. Neyse vesilenle bir insan daha tanımış olduk!".
Bunun üzerine şahıs bana yanıt verecekken oradaki polis arkadaş "Hocam, ikili diyaloğa girmeyin lütfen!" diyerek bizi kibarca uyardı. Ben özür dileyip sustum. Şahıs bana ne diyecekti bilemiyorum ama yüzü bir anda domatesin kırmızı renginden daha da kırmızı oluverdi... Sonra karakol amiri onu tanıyor olacak ki şahsı kapısı açık odasından görünce "Hayırdır ..." şeklinde seslendi. Bunun üzerine şahıs çocuklarıyla karakol amirinin odasına geçti ve sohbet etmeye başladılar. Bunda bir absürtlük yok, bu bilgiyi şahsın olayın yaşandığı ilçenin yerlilerinden ve bir kamu kurumunda görev yapıyor olması nedeniyle ilçede aşina bir şahıs olduğunu vurgulamak için paylaştım.
Her neyse; daha sonra sanki fiziksel birşeyler yaşanmış gibi beni hastaneye sağlık kontrolüne götürdüler, canımın sıkıldığını fark eden polis arkadaşlar şikayetten mütevellit prosedür gereği bunu yapmak zorunda olduklarını belirttiler.
Hastane ziyareti sonrasında karakolda polis arkadaşlar görüntü kayıtlarını izlediklerini, motosikleti süren kadının aracıma çarpmamak için dengesini kaybettiğini, herhangi bir darp, çarpışma ve kazaya ilişkin durum görünmediğini ama neticede ortada bir şikayet olduğundan ifadelerin alınması gerektiğini söylediler. Gereksiz yere beni işimden gücümden alıkoyan bu şahsa içgüdüsel olarak içimden "Ortada fiziksel bir temas ve kaza yokken, nezaketimin böyle asılsız bir şikayete dönüştürülmesini aklım almıyor!" diye serzenişte bulundum.
Özetle; ifadem alındıktan sonra polis arkadaşlar video kayıtlarından görüldüğü kadarıyla muhtemelen takipsizlik kararı verilebileceğini ama neticede nihai kararı Savcılığın vereceğini belirttiler.
Tüm bu absürtlükler yetmezmiş gibi, olayın üzerinden henüz 24 saat bile geçmemişken, aynı günün akşamı bazı numaralar tarafından arandım. Arayanlar, "Bilmem ne hukuk bürosundan ya da bilmem ne çözüm merkezinden arıyoruz, dün bir kazaya karışmışsınız. İsterseniz karşı taraftan tazminat talep edebiliriz." diyordu. Kendilerine "Ortada bir kaza yok, siz benim bilgilerime nereden ulaştınız?" dediğimde ise "Bizim datamıza öyle düşmüş, kusura bakmayın, özür dileriz'..." deyip telefonu kapattılar. Henüz e-Devlet'e bile hiçbir bilgi düşmemişken, ortada resmi bir kaza tespit tutanağı yokken, sadece bir "sağlık kontrolü ve ifade" aşamasında kalan bu kişisel verilerin; ışık hızıyla birtakım hasar danışmanlık şirketlerine veya güya hukuk bürolarına nasıl "data" olarak servis edildiği, memleketteki veri güvenliğinin (KVKK) ne durumda olduğunun acı bir özetidir. Bir tahminim olsa da kayıtların hangi kanaldan nasıl sızdırıldığını bilemiyorum ama anlaşılan o ki; birileri mağduriyetler üzerinden çoktan "sazan" avına çıkmış bile...
Yazının başında belirttiğim gibi; bu ülkede kibarlık/efendilik ne yazık ki çoğu kez aptallık/saflık olarak algılanıyor...
Belirtmeden edemeyeceğim, bu süreçte isimleri lazım değil (onlar kendilerini biliyor), beni merak edip arayan kötü gün dostlarıma teşekkürü borç bilirim.
Bir de ne kadar titiz bir adam olduğumu bilmelerine ve bu olaydan haberdar olmalarına rağmen merak edip arama zahmetinde bile bulunmayan iyi gün dostlarıma da selam ederim...
İlaveten, geçmiş mesleki deneyimlerimden mütevellit oldukça iyi tanıdığımı düşündüğüm polislerin, (bu tür şahıslarla gereksiz yere meşgul olduklarından) Allah yardımcıları olsun.
🔵Demre'ye geldiğim günden beri insanlardan mümkün mertebe uzak, yalnızca ailemle, birkaç "dostla" ve işimle meşgul olmaya gayret ediyorum. Bu gayretimi; geçmiş mesleki deneyimlerimin ve belki de memleketimin kültürel etkilerinin sonucunda oluşan sert mizaçlı, kalp kıran eski günlerime dönmeme sözümü (her ne kadar ısrarla birileri bozdurmaya çalışsa da birilerinin beni aptal/saf sanmalarını dahi göze alıp) tutmak için sürdüreceğim!
🟡"Başından geçenleri neden bu kadar detaylı kaleme alıyorsun?" diye soracak olursanız size üç yanıtım var:
1- "Söz uçar, yazı kalır!" düsturunca görevim gereği kalemimi köreltmemeye çalışıyorum.
2- "Kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit!" düsturunca belki başkalarına faydam olabilir.
3- Yaşananların üzerinden zaman geçtiğinde detayları unutabilirim tedirginliğiyle, bana göre paylaşmaya değer gördüğüm başımdan geçen olumlu ya da olumsuz şeyleri sıcağı sıcağına yazıyorum.