Serdar UZUN KİMDİR?

[14.06.1981] Pazar günü dünyaya gelmişim Doktor Bey anneme: “bu çocuğu aldıralım yoksa hem çocuk hem sen sağ çıkamazsın” demiş. Şimdi annem “o doktoru görsem de seni o doktorun gözlerine soksam” der durur. Benden 5 yıl önce 14 Haziran’da yani benimle aynı ay/günde doğan ağabeyimden ötürü benim adımı da Serdar koymuşlar. Ancak abimin 10 aylıkken vefat etmesi nedeniyle ailem beni Serdar ismiyle değil Muhammed ismiyle çağırmayı uygun görmüş ve beni hep bu iki isimle çağırmışlar. İsim konusunda ilginç olan başka bir şey daha var: Hopa’daki (Süleymancılar*** diye bilinen) Talebe Yurdunda kalmak için kayıt yaptırmaya gittiğimde adımı sormuşlardı, ben de onlara “adım Serdar ama ailem bana Muhammed der” yanıtını vermiştim, onlar da “öyle şey olmaz o peygamberimizin ismi; biz seni Mehmet diye çağıracağız” demişlerdi…

***Burada bir hususa değinmek gerek: uhrevi ve dünyevi meselelerde zihin dünyamın zerre uyuşmadığı Süleymancıların yurdunda Kuran ve Arapça eğitimini daha iyi alabilmek için kalmak istiyordum. Ancak Yurdu idare edenler benden İmam Hatip Lisesi ile Yurt arasında seçim yapmamı istemişlerdi. İmam Hatip Lisesi öğrencisi olmam durumunda yurtlarına kayıt yaptıramayacağımı, yurda kayıt yaptırabilmem için İmam Hatip dışındaki diğer okulları tercih etmek zorunda olduğumu söylemişlerdi. İlkokulu henüz yeni bitirmiş, ortaokula başlayacak küçük bir çocuğa (bana), neden böyle bir şart koştuklarını anlamak yaş itibariyle mümkün olmadığından tercihimi İmam Hatip Lisesine gitmekten yana kullandım. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra Kur’an kurslarına kayıtlarda en az lise öğrencisi olma zorunluluğu geldi. İmam Hatip Lisesine kayıt olmak istediğim için beni kabul etmeyen malum yurt bu sefer aksini yapıp yurtlarına beni kabul edebileceklerini ve İmam Hatip Lisesinde okumamın da sorun teşkil etmeyeceğini söylüyorlardı, çünkü yapılan düzenlenme neticesinde öğrenci bulmada zorlanan “zihniyet” İmam Hatip Liselerinden gelen öğrencilere ihtiyaç duyar hale gelmişlerdi. Bu teklifi kabul edip lise son sınıfta yurtlarında kaldım. (Bu süre zarfında Arapça ve Kur’an Tilaveti adına çok şey öğrettiler, bu iki hususta haklarını teslim etmek gerek). Bu malum yurtta kalırken (28 Şubat dönemi idi) aniden bir baskın yapılmıştı; kaymakamın arkasında durması gerekirken önünde duran garnizon komutanı mescitteki kitaplıkta bazı kitaplar gördü, eline aldı ve inceledikten sonra “Bu Kur’an’ları ve Arapça kitapları kim okuyor?” diye yurdu idare eden şahsa bir soru sordu. Ne garip ve acıdır ki Kur’an’ı kim okuyor gibi bir soru bu ülkede sorulabildi! Peki soruya verilen yanıta ne demeli? “Yurtta kalan İmam Hatip Lisesi öğrencileri var, onların ders kitapları, onlar okuyor efendim!“. Eee, beğenmedikleri İmam Hatip Lisesinin adı bile yeri geliyor rahatlatıyor.
O gün anladım ki, hiç ummadığınız bir anda istemeseniz de nefret ettiğiniz ya da beğenmediğiniz birilerine muhtaç kalabilirmişsiniz. Akla bu Süleymancılar neden İmam Hatip Liselerine karşıydılar ki gibi bir soru gelebilir, doğrusu bu soruyu onlara sormak gerekir, ama şahsi kanaatim dini, siyasi ve tabi ki çıkara dayalı gerekçeler. 
Şunu ifade etmem gerek: Bir çok grup/cemaat/tarikat/zihniyet vb. İmam Hatip Liselerini sevmez… Sevemezler de; çünkü bu tür yapılar düşünen/eleştiren değil itaatkar/mutaassıp beyinlerin çoğunluğundan yanadırlar. Daha kötüsü onların grup/cemaat/tarikat/zihniyet vb. oluşumunda yer almıyorsanız onların tabiriyle siz henüz hidayete ermemişlerdensiniz, sizin gibi biri için kurulan cümle genellikle şu olur: Allah hidayet nasip eylesin…!
Göğsümü gere gere iyi ki İmam Hatip Lisesi mezunuyum diyebildiğim için çok mutluyum. Ayrıca; devlete kafa tutacak kadar maddi/manevi güce ve çoğunluğa sahip olmayı Rabbim hiçbir grup/cemaat/tarikat/zihniyet vb. yapıya  nasip etmesin!
Bu anektodu neden mi yazdım: İmam Hatip Lisesi mezunu olarak bir çok farklı cemaat mensubunu tanıma, birçoğu ile tartışma ve/veya muhabbet etme şansım oldu, her birinin “bana göre” iyi ve/veya iğrenç denilebilecek özellikleri var. Cemaatler menfaatleri çatışmadığı sürece birbirlerine olumsuz söz söylemezler, ayrıca eleştiriye bütünüyle kapalı olmaları en önemli ortak noktalarıdır, küçücük basit bir eleştirinizi bahane ederek gözünüzün yaşına bakmadan linç kültürünün verdiği güç ile hemen sizi tekfir ederler, tekfir ederler çünkü ellerinde başka silah yok, hâlbuki dua onların da silahı olmalıydı! Hülasa; nasıl özetleyebilirim bilmiyorum ama cemaatlerin alın birini vurun ötekine…!

Doğduğum ve büyüdüğüm yer babam iş nedeniyle yıllar önce Hopa’ya yerleştiğinden Artvin/Hopa olsa da kütük Rize/Çayeli/Kaptanpaşa‘dır (eski adıyla Misohor). Annem ise Ardahan Samanbeyli (Sığırped derler) Köyünden. Kısaca: Hopa (Laz ve Hemşin) kültürüyle yetişmiş annesi Ardahanlı olan bir Çayeliliyim…

Doğu Karadenizli olduğumun en sağlam tescili ise şüphesiz babamın adıdır: “TEMEL”. Bu arada söylemekte yarar var annemin adı “FADİME” değil 🙂

[18.06.1993] Hopa 14 Mart İlkokulu
Hopa’nın o dönemde en başarılı ilkokulu olan 14 Mart İlkokulu idi. Öğretmenim (keşke onu görebilsem de ellerinden öpebilsem) Yusuf TEKİN ise örnek bir öğretmendi. Marangozluk işinden anladığı kadar iyi de zurna çalardı. Ancak Yusuf öğretmenimin “beni” rahatsız eden bir huyu vardı: açık bir şekilde, sınıfımıza hitaben mütemadiyen “İmam Hatip Lisesine kayıt olmayın, sakın!” dediğini iyi hatırlıyorum; bu nedenle olmalı ki İmam Hatip Lisesi’ne o sınıftan sadece ben kayıt oldum.

[12.06.1998/9] Hopa İmam Hatip Lisesi
1993 ve 1999 yılları arasında hem ortaokul hem de liseyi İmam Hatip’te okudum. Katsayı sorunu o zamanlar henüz ortaya çıkmamıştı. ÖSS/ÖYS Türkiye Birincilerinin çıktığı bir lisede okumak benim için gurur vericiydi. Başarısının oldukça yüksek ve sınıflardaki öğrenci sayısının diğer liselere kıyasla az oluşu da tercih etmemin nedenleri arasındaydı. Mahalle Baskısı olayına gelince, İmam Hatip Lisesi’ne gitmemem için oldukça yoğun bir baskı vardı üzerimde!!!

1995-96 yıllarında, sınav sisteminin değişeceği, katsayı uygulamasının geleceği söylentileri kulaktan kulağa dolaşmaya başlamıştı, ben de bu söylentiler üzerine lise 2. sınıftayken farklı bir liseye geçiş yapmak istedim. Ancak MEB, İHL’den diğer liselere geçişi çoktan yasaklamıştı. Dönemin zihniyetinin neyin çalışmasını yaptıklarını şimdi daha iyi anlıyorum. Geçiş yapmaya çalıştığım okulun müdürü “elimizden bir şey gelmez, senin gibi başarılı bir öğrenciyi almak isteriz ama MEB talimatı nedeniyle İHL’den öğrenci alamıyoruz” dedi. Ben de boynu bükük eli boş bir şekilde geri döndüm.

Ne hikmettir ki mezun olduğum sene söylentiler doğru çıktı ve sınav sistemi değişti. Tek aşamalı (ÖSS) bir sistem geldi. Yine çok ilginçtir; o sene ilk defa uygulanacak olan yeni sınavın soruları da çalınmıştı (2010 KPSS sorularının ahlaksızca birilerine servis edilmesi akla geliyor sanırım) ve tekrar sınav yapılmıştı.

Gönlümden geçen bölüm Mütercim Tercümanlık’tı ancak katsayı engeli nedeniyle teknik olarak bu bölümü kazanmam imkansızdı; sırf bu bölümü kazanabileyim diye yabancı dil kursu vb. imkanların olmadığı Hopa gibi küçük bir ilçede kendi kendime çabalayarak Advanced düzeyde İngilizce öğrendim. Ancak gel gör ki Rehber Hoca’nın dediği hiç aklımdan çıkmaz: “Oğlum, bütün Sözel ve İngilizce sorularını yapıp Türkiye Birincisi olsan Açık Öğretim İngilizce Öğretmenliğini bile kazanman mümkün değil!!!” O an başımdan aşağı kaynar sular dökülüverdi, istediğim sevdiğim bölümü sırf katsayı engeli nedeniyle okuyamama düşüncesi o dönemde devletin başındakilere karşı bende oldukça küfürbaz bir hal oluşmasına neden olacak gibiydi, ama aldığım eğitim ve aile terbiyesi isyan etmenin ne kadar kötü bir tavır olduğunu her daim aklıma getiriyordu. Benden çok daha az puanlar alıp istedikleri bölümleri rahatlıkla kazananlar bir yanda, katsayı engeli nedeniyle boynu bükük bekleyen binlerce genç diğer yanda….. “İlahiyat Fakültesi okusaydın, imam olsaydın kardeşim” diyenlere ise cevap vermeyi doğru bile bulmuyorum.

Sınav sistemi ve katsayı sorunu düzelir düşüncesiyle 3 yıl bekledim. 3 yılın sonunda bir şeylerin değişmeyeceğini anlayınca ÖSS’ye girdim ve yine çok güzel bir puan aldım, bu yüksek puanla (üniversite imkansız olduğundan) Polis Akademesine başvurmaya karar verdim. Başvuru zamanına kadar yoğun bir şekilde bazı sportif faaliyetler yaptım. Başvuru günü geldiğinde bana; İmam Hatip Liselerinden başvuruların kabul edilmeyeceği hususunda TBMM’den yeni bir karar çıktığını söylediler!!! Evet doğru, artık İHL mezunları polis memuru ya da komiser olamayacaktı!!!

Sonra ne mi oldu? Mezun olduğum okul kapandı, hayalet bir bina haline geldi, yöre insanının kendi parasıyla, devletten hiç yardım almadan yaptırdığı bu okulda yeller esti. 28 Şubat zihniyetinin başarıya ulaştığının göstergelerinden sadece bir tanesiydi bu. Ancak aradan geçen yıllar ve değişen ortam çok daha büyük bir okulun açılmasına vesile oldu.

[17.09.2001] – [11.06.2004] Ankara Üniversitesi Beypazarı MYO Turizm Rehberliği
İlahiyat dışındaki 4 yıllık bölümleri katsayı engeli nedeniyle kazanmak imkansız olduğu için 3 yıllık (hazırlık + 2 yıl) bir MYO’yu 2001 yılında kazandım. Her ne kadar Mütercim Tercümanlık okuyamasam da ona en yakın bölüm olarak gördüğüm alanda iyi şekilde eğitimimi almaya çalıştım. Beypazarı’nda öğrencilik yaparken Beypazarı’na gelen insanları gezdirerek rehberlik mesleğini uygulama fırsatı buldum. Seyahat 53 Turizm ve Tempo Turizm ile yoğun bir şekilde Doğu Karadeniz bölgesi turlarında rehberlik yaptım.

Mezun olur olmaz Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yaptığı Profesyonel Turist Rehberliği yabancı dil sınavına girdim ve lisansımı (Kokart) aldım. 2004 yılında DGS ile Gazi Üniversitesi Ticaret ve Turizm Eğitim Fakültesi Seyahat İşletmeciliği ve Turizm Rehberliği Öğretmenliği bölümüne geçiş yaptım.

[13.09.2004] – [11.06.2007] Gazi Üniversitesi TTEF Seyahat İşletmeciliği ve Turizm Rehberliği Öğretmenliği
3 yıllık bir MYO’dan mezun olur olmaz bölümün öğretmenliğine dikey geçiş yaparak lisans düzeyinde mezun oldum. Mezun olmasına oldum ama bir rezilliği daha daha öğrenmiş oldum, o da şu: Bu bölümden mezun olan öğrenciler yıllardır öğretmen olmak için atamayı bekliyorlarmış. Ömrüm belki bir şeyler düzelir diye beklemekle geçtiği için; tekrar böyle bir beklemeye tahammül edecek ve devletin beni atamasını bekleyecek durumda değildim. Üniversite yıllarımda tur rehberliği yapmaya yine devam ettim. Mezun olduğum sene Rehberlik mesleğini bırakıp 2007-2008 yılında Türk Hava Yolları’na başvurdum  ve bu başvuru ile İHL mezunlarına yönelik iğrenç bakışlı zihniyetlerin orada da var olduğunu (hala var mı bilemiyorum) öğrenmiş oldum.

[10.09.2007] Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Tarihi
Fakülteden mezun olur olmaz 2007 yılında yine Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Tarihi bölümünde Tezli Yüksek Lisansa başladım ancak bazı sıkıntılar nedeniyle yüksek lisansı bırakmak zorunda kaldım. THY’ye girerim ümidiyle İstanbul’a yerleştim, yaklaşık 1 yılımı THY’ye girebilmek için harcamış olduğuma doğrusu çok üzülüyorum, ama bu sürede çok değerli insanlar tanıdım.

Buraya kadar anlattıklarım toplam “1998-2008” on (10) yılımı aldı. Peki neden? Bir proje ürünü olan katsayı engeli nedeniyle… Ben kasıtlı değiştirilen bir sistemin mağdurlarından sadece biriyim. Bu mağduriyetin içerisinde oldukça kaliteli yüzlerce arkadaşım var. Ülkesine faydalı olabilecek bu gençliğin elinden geleceklerini çaldılar, çaldıkları o geleceği ve imkanları iğrenç projeleri için düşündüğü kişilere vermenin bu şekilde yolunu açtılar. Peki 28 Şubat döneminde mağdur edilen gençlerin yerine kimler ikame edildi dersiniz? 28 Şubat ve 15 Temmuz’daki şerefsizliği kimler yaptıysa onlar…!

[05.08.2008] Erdek Nüfus Müdürlüğü
2006 yılında KPSS sınavına deneme amaçlı girdim ve o puanla 2008 yılında Balıkesir Erdek Nüfus Müdürlüğü’ne atadım, (çünkü kendi alanımda atama/alım olmadığından istihdam edilemedim). Bu atamayla birlikte Tur Rehberliğini ve Tezli Yüksek Lisansı bırakmak zorunda kaldım.

[31.07.2009] Giresun İl Jandarma Komutanlığı 329. Kısa Dönem
Erdek Nüfus Müdürlüğü’nde çalışırken 3 arkadaş askere gitmeye karar verdik ve sınavlara girdik. Halo Iğdır’a, Erkon Şırnak’a ben de Giresun’a kısa dönem asker olarak gittik. Askerlik ile ilgili bana ait neredeyse hiç anı yoktur….

[28.11.2010] Şerife ve Ben
28 Kasım, Zihinsel Engelliler Öğretmeni olan eşim Şerife ile arkadaşlığımızın başladığı ve yıllar sonra Nikahımızın da kıyıldığı tarihtir. Nikah işlemlerini yapan ile nüfus cüzdanlarını değiştiren kişinin aynı (ben) olmasına ise diyecek söz bulamıyorum 🙂

[28.01.2011] Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü
Eğitim affının kokusunu aldığımda Ankara’ya tayin istedim.

[22.06.2014] Cihangir’in Dünyaya Gelişi
Oğlumuz Cihangir sağlıklı bir şekilde doğdu…

[27.01.2017] Yüksek Lisans Tezi Savunması
2011’den bu yana Gazi Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünde, üzerinde çalıştığım İslam İkonografisinde Hz. Muhammed konulu 571 sayfalık bir tezin savunmasını başarıyla vermenin mutluluğunu yaşıyorum…

[07.01.2019] Zeynep’in Dünyaya Gelişi
Kızımız Zeynep sağlıklı bir şekilde doğdu…

[03.04.2020] Akdeniz Üniversitesi Demre Dr. Hasan Ünal MYO
2020 Mart ayının sonu itibariyle İçişleri Bakanlığı’ndan ayrılarak Akdeniz Üniversitesine naklen geçiş yaptım.

Bu Yazıyı Okudun mu?

Etik İlkeleri Karikatürleri

“Yolsuzluğun Önlenmesi ve Etiğin Teşviki için Teknik Destek Projesi” kapsamında Kamu Görevlileri Etik Kurulunun resmi …

2 yorumlar

  1. Allah yolunu izini açık etsin.Yeni görevinde başarılar diliyorum.”İyiler” daima kazanır…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kutucuğa Uygun Değeri Giriniz! *Captcha loading...

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.