Serdar UZUN Şunları Yazmış:

Sahih “Sayılan” Bazı Rivayetler Kur’an’ın Korunmuşluğuna Gölge Düşürüyor…!

Bu yazıyı okuduktan sonra lütfen Sahih denilen bazı hadislerin Kur’an için neler dediğine bakın ve bakış açınızı gözden geçirin…!


  • Bakara ve Âl-i İmrân, Felak ve Nâs sûreleri uzunluğunda sûrelerin unutturulduğu, Ahzab Sûresi’nin önceleri Nur Sûresi kadar olduğu ve içinde recm âyetinin bulunduğu , Kur’an kitaplaştırılırken Tevbe Sûresi’nden son iki âyetin  yalnız Huzeyme bin Sabit’in yanında bulunduğu ve kitap/mushaf haline getirilirken Kur’an’dan bildiklerini bildirenlerden en az iki şahit istendiği halde (es-Sicistani, Age, 12.), Huzeyme’nin şahitliğini Rasulullah bir tarihte iki kişinin şahitliği yerine saydığı (Zerkeşi, Age. 1/234; el-Hûî, Age, 244, 246) veya Osman/Ömer kendisine şahitlik yaptığı (es-Sicistani, Age; el-Hûî, Age, 244) için bu iki âyetin sadece onun haberiyle Kur’an’a alındığı ve Tevbe Sûresi’nin sonuna yerleştirildiği (es-Sicistani, Age.17),
  • Kur’an’dan iki sûre olup Übey b.Ka’b’ın da Mushaf’ında yazılı olduğu halde Kunut dualarının Kur’an’dan çıkarıldığı (Zerkeşi, age, 2/37),
  • Bi’ri Maûne’de öldürülenlerle ilgili indiği iddia edilen “Halkımıza bildirin ki biz Rabbimize kavuştuk, O bizden razı oldu, biz de ondan” anlamındaki âyetin uzun süre okunduktan sonra neshedildiği (Buhari, cihad, 9, meğazi, 28; Müslim, mesacid, 54, hadis no, 297),
  • “Tevbe Sûresi uzunluğunda bir sûrenin uzun zaman okunduktan sonra unutturulduğu ve ondan ‘Âdemoğlunun iki vadi dolusu altını olsa üçüncüsünü ister’ anlamındaki kısmın akılda kaldığı” (Zerkeşi, el-Burhan fi Ulumi’l-Kur’an, 1/234; el-Hûî, Age, 244, 246),
  • “Müsebbihat  sûrelerinden birine benzeyen bir sûre bir müddet okunduktan sonra unutturulduğu ve ondan “Ey iman edenler, yapmadığınız şeyi niçin söylersiniz? Böyle demeniz, boynunuzda şahitlik olarak yazılır ve kıyamet günü ondan sorumlu olursunuz” anlamındaki kısmın hatırlandığı”(Zerkeşi, Age, 2/37, Suyuti, Age. 2/67),
  • Übey b.Ka’b’ın Zirr’e “Ahzab Sûresi’nin Bakara Sûresi veya ondan daha uzun olduğunu söylediği (el-Hûî, Age. 204, (Muntehabu Kenzi’l-Ummal, İbni Hanbel,Müsned’i hamişinde, 2/43’den naklen),
  • İbni Şihab’ın “Çok miktarda Kur’an indiğini öğrenmiştik, onu ezberleyenler Yemame savaşında şehit oldular, onlardan sonra o Kur’an ne yazıldı, ne bilindi” dediği (Muntehabu Kenzi’l-Ummal, Aynı yer. 2/50),
  • Ömer’in, Abdurrahman b.Avf’a “Bize indirilenin içinde “İlk başta cihad ettiğiniz gibi cihad ediniz” ifadesini görmedin mi? diye sorduğu, onun da “Kur’andan çıkarılanlar arasında o da çıkarıldı” dediği (Suyuti, Age. 2/67),
  • İbni Ömer’in “Biriniz Kur’an’ın tümünü öğrendim, diyecektir, Oysa tümünün ne olduğunu biliyor mu? Kur’an’dan çok şey kaybolmuştur, onun yerine ‘Kur’an’dan zahir/mevcut olanı aldım, desin’ diye söylediği (Suyuti, Age. 2/65),
  • Mesleme b.Mahled el-Ensari’nin bir gün, Ebu’l-Künud Sa’d b.Malik yanlarında iken, kişilere “Kur’an’dan olup Mushaf’a yazılmayan iki âyeti bana söyler misiniz? dediği, bilemeyince, onlara “İman edenler, hicret edenler, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler, size müjdeler olsun kurtulanlar sizlersiniz. Onları barındıranlar ve yardım edenler, onlar için Allahın kendilerine gazap ettiği kavimle mücadele edenler, yaptıklarının karşılığı olarak onları sevindirecek nelerin hazırlandığını hiçbir kimse bilmez” âyetleri olduğunu söylediği” (Suyuti, Age. 2/67),
  • “Sahabeden iki kişi Rasulullahtan bir sûre ezberlemişlerdi. Aradan zaman geçtikten sonra bir gece namaz kılarken bu sûreyi okumak istediler, fakat sûreyi tam olarak okuyamadılar. Sabahleyin Rasule uğrayıp durumu anlatınca Rasulullah “bu sûre neshedilen sûrelerdendir. Üzerinde durmayınız” dediği (Suyuti, Age. 2/67, Taberani, es-Sunenu’l-Kebir’den naklen),
  •  “Hz.Aişe’nin “Ahzab sûresi Rasulullah zamanında ikiyüz âyet olarak okunduğu, ama Osman Mushafları yazdırdığı zaman şu an mevcut olandan başkasını bulamadığı”nı söylediği (Suyuti, Age. 2/65), veya Übey b.Ka’b’ın Ahzab’ın Bakara Sûresi uzunluğunda 200 âyet olduğunu söylediği (Suyuti, Age. 2/66),
  • “Önceleri on kez süt emme ile sütkardeşliği/evlenme yasağı gerçekleşirken, bunun neshedildiği ve beş kez emme ile evlenme yasağının/haram hükmünün getirildiği ve bunun Rasulullah öldükten sonra da Kur’an’da okunduğu halde kaybolduğu”, Hz. Peygamber’in cenazesi ile uğraşıldığı sırada on emme ile sütkardeşliğinin sabit olduğu âyetin bulunduğu sayfayı keçinin yediği veya “yaşlı kadın ve erkek zina ederlerse onları recmedin”  anlamındaki âyetin ve on emmenin bulunduğu yaprağı bu ortamda tavukların yediği, evli kadın ve erkeğin (şeyh-şeyha) zina etmesi durumunda recmedileceğini belirten âyeti Kur’an tedvin edilirken getiren Ömer’in şahidi bulunmadığı için Kur’an’a yazılmadığı (el-Hûî, Age, 244, 246), uzun zaman insanlar tarafından okunduğu halde bu âyetin sonradan terk edildiği (Suyuti, Age. 2/66,  Bakıllani, Age.98), ve Allah’tan başka kimseden korkmamakla meşhur olan Ömer’in halife iken “halktan korkmasaydım, bu âyeti Kur’an’a yazardım”  dediği ve “Allah, Muhammed’i elçi olarak gönderdi ve ona Kitabı indirdi, Allah’ın indirdikleri arasında recm âyeti de vardı, onu okuduk, anladık ve ezberledik, onun için Rasulullah recmetti, biz de ondan sonra recmettik, insanların üzerinden uzun zaman geçince, birilerinin “vallahi recm âyetini Kur’an’da bulamıyoruz, deyip Allah’ın indirdiği bir farzı terk ederek sapmalarından korkarım, zina eden evli kadın ve erkeklerin zina ettiklerinin delille sabit olması veya kadının gebe kalması yahut itiraf etmeleri durumunda recmedilmeleri Allah’ın kitabında bir hak/gerçektir” dediği”  ve “Babalarınızdan yüz çevirmeyin, çünkü bu bir küfürdür/nankörlüktür”

anlamındaki âyetlerin sonradan çıkarıldığı, türünden bir sürü âyetin Kur’an’dan neshedildiği, çıkarıldığı, kaybolduğu veya unutulduğu, gibi Kur’an’ı yazboz tahtasına çeviren, düşmanın karalama, aldatma ve yıpratma çabalarına ihtiyaç bırakmayan saçmalıklar ve iftiralar yer almıştır.

Ne yazık ki Allah’ın Kur’an’ı koruma taahhütlerine rağmen bu iftira ve saçmalıklar Ehli Sünnet’in rivayet kitaplarına girmeyi başardığı gibi, Şia’nın da rivayet kitaplarına fazlasıyla girmeyi başarmıştır. Şia’dan tahrif rivayetlerini çok sayıda âlimin eleştirmesine karşın, ”Altı yüzden fazlası mükerrer, tahrife ilişkin toplam bin kadar rivayet olduğu”  belirtilir. Mesela;

Kur’an’ın dörtte birinin Ehl-i Beyt hakkında olduğu iddiası cerh tadile rağmen rivayetlere girmiştir. (el-Kâfi, 2/627’den naklen Şaban Karataş, Age, 117). Mesela, “Kur’an’ın üçte biri Ehli Beyt ve İmamlarla ilgilidir” (el-Kâfi, 2/631’den naklen, Age, 117). “Ali bana bir mushaf verdi. Beyyine Sûresi’nde yetmiş kişinin ve bunların babalarının adlarını buldum” (el-Kâfi, 2/631’den naklen, Age, 117).“Ebu Abdullah’tan rivayetle: ”Cebrail’in Muhammed’e indirdiği Kur’an on yedi bin âyettir.”( el-Kâfi, 2/634’den naklen, Age, 117).  el-Kâfi gibi hadis kaynaklarında Kur’an’ın korunmuşluğuna aykırı yüzlerce iddia bulunmaktadır. Mesela, “Ra’d Sûresi, 13/25’den Ali ifadesinin çıkarıldığı, Saffat, 37/130. âyette geçen “İlyas’a selam olsun” âyetinin aslında “Ehli Beyt’e selam olsun” şeklinde olduğu, fakat Osman’ın kurduğu komisyonun onu değiştirdiği, Yasin Sûresi’ndeki Yasin’in Ali ve torunlarına işaret ettiği, vd.”

“en-Nuri et-Tabresi/Tabersi’nin tahrif iddialarını eleştirmek üzere yazmış olduğu Faslu’l-Hitab fi Tahrifi Kitabi Rabbi’l-Erbab” adlı kitapta, Kur’an’dan çıkarıldığı iddia edilen Nurayn Sûresinin metni yer almaktadır. Gûya Osman, Mushafları yaktırdığında Ali ve Ehli Beyt’in fazileti hakkındaki bu sûreyi yok etmiştir.  Velaye Sûresi, Nureyn Sûresi ve Ehli Beytle ilgili anlatımlar oldukça yaygındır.

Şia kitaplarında Kur’an’dan Ehl-i Beyt ve İmametle ilgili âyetlerin çıkarıldığı veya değiştirildiği kültürü yaygındır. Bu kültür, İmam Humeyni’yi ilk halifelerin dünyevi çıkarları ve siyasi hırsları için Kur’an’ı tahrif edebilecek yapıda olduğunu söylemeye sevketmiştir. Kur’an’ın tahrif edilmediğini savunduğu Keşf-i Esrar kitabında “Çera Kur’an Sarihan İsm-i İmam’ra Neberde” başlığı altında, İmametin aslında Ali’nin hakkı olmasına karşın entrikalarla elinden alındığını belirttikten sonra, varsayım olarak Kur’an’da İmam Ali’nin adı açıkça yazılı olsaydı bile İslam için çalışmak yerine, fasit riyasetlerine Kur’an’ı alet eden o insanların, kıyamete kadar Kur’an’ı muharref bir kitap yapma pahasına onun ismini oradan çıkarıp Yahudilerin ve Hıristiyanların içine düştükleri duruma düşecek olduklarını şöyle belirtir:

“Öyle ki (İmam’ın) ismi Kur’an’da (açıkça) yazılı olsaydı İslam ve Kur’an için çalışmayanlar ve iktidar-dünyevi işler peşinde olanlar ve de fasit niyetlerine Kur’an’ı alet edenler bu âyetleri -imamın ismini zikreden âyetleri- Kur’an’dan çıkarır ve semavi kitabı tahrif ederlerdi. Bu yanlış/kötülük kıyamete kadar devam ederdi. Müslümanlar da Yahudi ve Hıristiyanların düştüğü duruma düşerlerdi.”

Bu Tür Rivayetlerin Değerlendirilmesi
Şüphesiz Kur’an, insanların istediği zaman ekleme, çıkarma veya değiştirme yapabilecekleri bir çalışma kitabı değildir. Vahyini emanet ettiği ve insanlara harfiyyen tebliğ etmesini istediği Hz.Muhammed için “Eğer bizim adımıza bazı sözler uyduracak olursa kesinlikle onun elini kolunu koparır, şah damarını keseriz, hiçbiriniz de onu elimizden kurtaramazsınız”( Hakka 69/44-47) buyuran Allah, kitabını, birilerinin iddia ettiği gibi Ebu Bekr’in, Ömer’in, Osman’ın veya bir başkasının değiştirme ve tahriflerine herhalde açık bırakacak değildi. Allah, kitabını sahipsiz ve korumasız bırakacak olmadığı gibi gerektiğinde canları da dâhil her şeylerini uğrunda feda eden ashabın kendisi de şu veya bu şekilde Kur’an’ın bozulmasına veya tahrif edilmesine göz yumacak değildi.

Ebu’l-Kasım el-Hûî bu gerçeği şöyle belirtir:
“Kur’an’ın ilk iki halifeye tam olarak gelmediği iddiası tamamen geçersizdir. Çünkü Kur’an’ın okunmasına, okutulmasına ve ezberlenmesine Rasulullah’ın ve hem onun sağlığında hem vefatından sonra ashabının gösterdiği özen, Kur’an’ın dağınık veya toplanmış olarak, hafızalarda ezberlenmiş veya yapraklarda yazılmış olarak indiği gibi korunduğunu kesin olarak göstermektedir. [Kur’an’ın indiği dil ve kültür ortamı unutulmasın diye-editör] cahiliye devrinin hitabe ve şiirlerini bile korumaya çalışmış bu insanların, çağrısının yayılması ve hükümlerinin duyurulması yolunda canlarını verdikleri, onun için yer ve yurtlarından hicret ettikleri, mallarını harcadıkları, çoluk çocuklarından ayrıldıkları ve tarihin alnında şeref levhası olan fedakârlıklar yaptıkları Kur’an’ın korunmasına özen göstermemelerine aklı başında bir insan ihtimal verebilir mi? Kitab’ın toplumda kaybolmasına ve ispat edilmesi için şahitlerin şahitliğine ihtiyaç gösterecek kadar ashabın kayıtsız kalmış olması düşünülebilir mi?” (el-Hûî, Age.216).

Sarmış, İ. (2009). Kur’an’ın Mevsûkiyeti ve Rivayetler. Kurani Hayat Dergisi, 8, 92-102.

http://hayatkitabim.com/wp-content/uploads/2015/02/SAYI-08-vahiy-2009-09.pdf
https://archive.is/3O5Cn

Prof. Dr. İbrahim SARMIŞ – Arap Dili ve Edebiyatı

Bu Yazıyı Okudun mu?

Türk Kimliği Üzerine

Hiç kuşkusuz; aile ortamında, eğitim sürecinde, askerlik hizmetinde, meslek yaşamı esnasında ve özel hayatımızda; Türk …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir