Anketler…

Yazıya evvela anket nedir sorusunun yanıtını yazarak girizgah yapayım, akabinde anket hakkında düşüncelerimi ifade edip öğrencilerin öğretmenlerini değerlendirdiği anketlerle bitireceğim.

Anket; bir araştırmada kullanılmak üzere belli hususları (hayat şartları, inanç, tutum ve davranışlar vb.)  ölçmeye, betimlemeye, belirlemeye yarayan, okuyucunun (yanıtlayıcının) okuyup anlayabileceği bir dizi sorudan oluşan bilgi toplama aracıdır.1

Anketin tanımını okuduğunuzda kulağınıza hoş tınılar gelebilir ancak işin içine girildiğinde araştırmacı kendini ansızın bambaşka dünyalar içinde bulabilir. Hipotezler, geçerlilik, güvenilirlik, analiz yöntemleri, istatistik vb… Araştırmacı anketi hazırlamak için 1001 takla atarken yanıtlayıcı “aman şimdi işim gücüm yok bu kadar soruya kim yanıt verecek” deyip soruları geçiştirebilir.

Bilgi toplamanın tek yolu anket değil elbette, ancak teşbihte hata olmaz sözüne istinaden sosyal bilimler alanında karşılaştığım baskın manzarayı baz alarak şu benzetmeyi yapmak istiyorum: Araştırma imparatorluk ise anket bir imparator. Benzetmeyle anlatmaya çalıştığım şey şu: Sosyal bilimlerin odağında insanlar var, yani araştırmacının konusu bir şekilde insanla ilgili, peki anketler insanla ilgili hususları ölçmede ve gerçeği yansıtmada ne kadar başarılı, ayrıca sosyal bilimlere anket nasıl girdi? Sosyal bilimleri etkileyen, kuvvetle muhtemel, bilim deyince birilerinin aklına ilk gelen nicel yöntemlerdir (anket, analiz, istatistik vb.). Nicel yöntemleri sıkı sıkıya savunanlar, nicel yöntemler kullanılmadan insan davranışlarını anlamaya yönelik çabaları hafife alıyor hatta bilim dışı görüyorlar. Bu algı o kadar kuvvetli ki ellerinden gelse insan davranışlarını inatla laboratuvar  ortamında ölçmeye çalışırlar. Sorun da “bana göre” burada başlıyor. Deneysel ölçümlere benzer şekilde insan davranışlarını anlamaya, anladığını varsayıp bir sonuca varmaya ve hatta genelleme yapmaya çalışmak nasıl bilimsel olabiliyor? İnsanı salt canlı bir varlık olarak (rasyonel) görenlerin bu zaviyeden araştırma yapmasını anlıyorum ancak insan çok kez irrasyonel davranışlar sergileyen sosyo-komplex bir varlık.

Niyetim konuyu uzatmak ve iyice sıkıcı hale sokmak değil, ankette beni rahatsız eden kısmı basit 2 örnekle ifade edip yazıyı sonlandırayım.

1. Anketi Geçiştirerek Doldurmak: Sanat tarihinde yüksek lisans eğitiminden sonra alan dışına çıkarak turizm işletmeciliği doktora eğitimine başladım. Doktora eğitimine başladığım günden bugüne bir şekilde (whatsapp, e-posta, resmi yazı vb. yollarla) sürekli anketler karşıma çıkıp duruyor.2 Hemen her hafta yüzlerce kişiye gönderildiği anlaşılan “Sevgili Hocam” ile başlayan anket doldurma talepleri geliyor. Yanıtlanması istenen bu anketlerin bir kısmı benimle ilgili bir kısmı ise ilgisiz anketler, bir kısmı lisansüstü eğitim kapsamında bir kısmı ise makalenin bir parçası şeklinde. Anketi canı gönülden doldurmaya başlıyorum ancak demografik içerikli sorulardan sonra bitmek bilmeyen sorular gelmeye başlayınca (ne kadar kendimi zorlarsam zorlayayım) geçiştirme yanıtlar vermeye (hatta bazen soruları tam anlamadan) başlıyorum.3 O halde bu sorularla elde edilen “bana göre” sağlıksız verilerle yapılan çalışmanın analizi mükemmel olsa ne fark eder? Bu anketle yapılan çalışma “bana göre” sadece bir çalışma, ötesi yok. Sosyal bilimlerde bilimsel çalışmalar ne yazık ki anketler altında ezilmiş durumda…

2. “İş Olsun” Anketleri: Görev yaptığım üniversitede (ve muhtemelen hemen her üniversitede) öğrenciler öğretmenlerini birkaç sorudan müteşekkil hazır BİR ANKETLE4 değerlendiriyor, aslında değerlendirmiyorlar değerlendirmek zorunda kalıyorlar, çünkü doldurmazlarsa sınav notlarını göremiyorlar…  Benzer şeyleri öğrenciyken ben ve arkadaşlarım da yaşadık; sınav notunu görebilmek için OBS denilen sisteme hızlıca ve hevesle girerdik, sisteme girince bir uyarı mesajı hocayı değerlendirmezsek notları göremeyeceğimizi söylüyordu, yani sistem hocayı değerlendirmemizi istiyordu. Peki öyle olsun deyip, en sağdan, en soldan veya ortadan işaretledikten sonra bir an evvel anketi bitirip notu görmeye çalışıyorduk. Peki ya dersin hocası notları sisteme girmeden önce notları okuyarak öğrencilere duyurmuşsa 🙂 İşte o zaman notların durumuna göre anketler dolduruluyordu.5 Notlar düşükse hocaya düşük puan, notlar iyiyse yüksek puan veriliyordu. Bir nevi öğrenci aklıyla hocayı ödüllendiriyor veya cezalandırıyorduk. Görünen o ki değişen birşey yok. Merak edip öğrencilerimin beni değerlendirdiği değerlendirme sonuçlarına baktıktan sonra bu yazıyı tamamlamak istedim. “İlginç” şekilde not ortalaması yüksek sınıfların değerlendirmeleri yüksek, not ortalaması düşük olanların değerlendirmeleri ise düşük çıkmış. 🙂 Bu beklediğim bir sonuçtu, çünkü önceki yıllarda da hep aynısı oluyordu. Bu uygulamalar (bu amatörlükle) bu haliyle gerçekten ciddiye alınsa öğrenci-öğretmen arasında çok çirkin simbiyotik (yani karşılıklı çıkara dayalı) bir ilişki kurulmasına neden olabilir, “yüksek not yüksek değerlendirme, düşük not düşük değerlendirme”

Hülasa; sırf “iş olsun diye” ölçümler yapmanın ne ölçene, ne ölçülene, ne sektöre, ne de ölçümün yapıldığı araştırma konusuna zerre fayda sağlamacayğı aşikardır. Bu gerçek ortadayken birileri istedi veya ne yapalım şu anda işler böyle yürüyor mantığıyla anketler yapmak israftır.

DİPNOTLAR
1. [Wolf, R. M. (1997). Questionnaire. Educational Reseach Methodology and Measurement (Ed. P.S.Keeves). Pergamon Press, 422-426] Link; Büyüköztürk, Ş. (2005). Anket Geliştirme. Türk Eğitim Bilimleri Dergisi, 3(2), 133-151. Link
2. Geçmişte kağıt ortamında yapılan anketler elektronik ortama geçince anketler de alenen patlama yaşandı.
3. Belki diyeceksiniz ki; sizi sıkan veya geçiştirme yapmanınza neden olan şey anketi hazırlayan araştırmacıdan, mevcut durumununzdan, anketteki sorulardan (soru sayısı, anlaşılırlığı, anketin uygulanma şekli, anketi yanıtlayan kişiden, sorular için ayrılan zamandan, ….) vb. sorunlardan kaynaklanabilir.
4. Likert (1-5) tipi anket sorularından birkaçı ve benim sorular hakkındaki değerlendirmelerim.
Öğrencilere objektif (tarafsız/nesnel) davrandı: Allah var, memleket meselesi kıvamında güzel soru. Öğrencilerimiz umarım objektif değerlendiriyordur. Kayırmadığı veya istediği notu vermediği için öğretmenini taraflı görenlere bu gözler ne yazık ki öğrenciyken şahit oldu…
Dönem başında dersin amacını, kapsamını ve öğrenciden beklenenleri açık bir biçimde belirtti: 1 hafta önceki dersi anımsamayan ve ayrıca derse gelemeyen öğrenci bunu hatırlıyorsa alnından öpmek gerekir…
Öğretim elemanı öğrencinin derse aktif katılımını sağladı: Öğrencilere derse gelmemesi için her türlü imkanın sağlandığı bir sistemde öğretmenden bu neden beklenir ki? Öğrencinin barınma, yemek, kütüphane vb. taleplerinin karşılanamadığı, öğrencinin geçinebilmesi için para kazanmak zorunda kaldığı bir yerde öğrenciye derse neden gelmiyorsun demeye dilim varmıyor…
Programda belirtilen dersin başlama ve bitiş saatlerine uydu: Öğretmen mi öğrenci mi 🙂 Bitiş saati konusunda başarısız olduğum doğrudur.
Dersin işlenişinde sınıfa hakimdi: Uyumaya gelen ve horlayan öğrencileri uyandırmak biraz zor olsa da, elimizden geldiğince hakim olmaya çalışıyorum 🙂
Öğrenmeye yönelik motivasyonumu arttırdı: 20’li yaşlara gelmiş bir gencin motivasyonunu arttırması beklenen öğretmenin motivasyonunu kim arttıracak? Sınıfa girdiğinde yankılanan öz sesini duyan, birçok sorunu varken (ailevi, sağlık, mali vb.) hiç sorunu yokmuş gibi derse giren öğretmenden öğrencinin motivasyonunu arttırmayı beklemeyin 🙁
Uzaktan eğitimde ders araç ve gereçlerini verimli kullandı: Sürekli kesilen elektrikler, donamım eksikliği, bilmem daha yazayım mı?
Sınav biçimi (klasik/test/uzaktan/sözlü sınav, proje, ödev, vb.) dersin içeriğine uygundu: En azından buna öğretim elemanı karar versin. Diyelim ki sınıfın tamamı test talep ediyor ve bu gerekçeyle sınavın yöntemini beğenmiyor? Bu durumda ne yapacağız?
Ders ile ilgili önerilen kaynaklar yeterliydi: Youtube ve instagram önerisi dışındaki öneriler (kitap, makale vb.) pek dikkate alınmıyor. Kitap okuma önerisini (bazen zorunluluğu) duyan öğrenci sanki ona zulmediyormuşum gibi bakışlar atıyor. Bunun da ötesinde sorumlu olduğu kitabı sınavdan 1 gün önce okumaya kalkıyor, nispeten akıllı olanı okuyan ardakaşından özet istiyor 🙂
Bu ders mesleki gelişimim açısından katkı sağladı: Acaba bu mesleği icra etmek istiyorlar mı?
Haftalık ders saati dersin işlenmesi için yeterliydi: Bu çocukların nefes almak, gezmek vb. aktiviteler için boş zamanı olmacak mı? Öğrencileri kampüste tutabilecek, onlara değerli vakit geçirecek imkanların sağlanması gerekir. Birileri daha fazla para (ek ders ücreti vb.) kazansın veya bürakratik gereklilikler yerine getirilsin diye gereksiz ve zerre katkı sunmayacak derslerin verilmesinin ne öğrenciye, ne mesleğe ne de sektöre katkı sunacağını düşünmüyorum. Bunun yanında bir dersin arka arkaya en fazla 2 adet olması kanaatindeyim.
Sınav soruları ders içeriğini yeterli bir şekilde kapsıyordu: Öğrencinin bunu analiz edebilmesi için derse gelmesi ve derste ne işlendiğinden haberdar olması gerekir.
Sınav soruları sınav süresiyle uyumluydu: 45 dakikalık sınavın ilk 5 dakikasında boş kağıt verip çıkanların bu soruyu yanıtlamadığını varsayıyorum 🙂
5. Kahkaha attığım bir anektodu paylaşmadan da edemeyeceğim: Pandemi döneminde değerlendirmeyi yapanların büyük çoğunluğu hiç derse gelmeyenlerdi 🙂 Pandemi nedeniyle uzaktan yaptığımız eğitimde devam zorunluluğu yoktu, dersler sonradan izlenebilmesi amacıyla kayıt altına alınıyordu ve sınavlar uzaktan elektronik ortamda yapılıyordu. Bu 3 taviz ortadayken öğrencinin derse gelmesini açıkçası ben beklemiyordum, kim bilir, belki bu şartlarda öğrenci olsaydım ben de derse girmek istemeyebilirdim, neticede ders videoları zaten sistemde yüklü, sınavdan önce oturup izler geçebilirdim…

Hakkında Serdar UZUN

Okudun mu?

Turist Rehberlerinin Rehberlik Mesleğine Bakışı

Turist rehberliği, Turizm sektörünü, ekonomilerinin gelişiminde önemli bir gelir kaynağı olarak gören ülkeler için hayati …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Kutucuğa Uygun Değeri (Rakamla) Gir! *Captcha loading...